18 Haziran 2012 Pazartesi

Ağır Roman - Metin Kaçan


Bir sahaftan  8 liraya aldığım bu romanı uzun zamandır okumak istiyordum fakat bir türlü baskısını bulamamıştım. En nihayetinde kitabıma kavuştum ve bir çırpıda okudum. Beni bu kitabı okumaya iten şey kesinlikle kitabın ismiydi. Kitap ismine yakışır bir şekilde ağır ağır ilerliyor.

Her şeyden önce söylemem gerekir ki kullanılan dil kitabın havasıyla birebir örtüşüyor. Başta dile hakim olmakta zorlansamda sayfalar ilerledikçe anlatımdaki mükemmelliği fark ettim.

Romanın geçtiği Kolera Sokağı mafya babalarının, dolandırıcıların, serserilerin, fahişelerin ve farklı inançlardan insanların bir arada yaşadığı daha doğrsu yaşamaya çalıştığı bir yerdir. Ölümlerin sıradan bir durum olduğu, yaşamak için öldürmenin şart koşulduğu bu yerde yaşama tutunmaya çalışan Gıli Gıli Salih'in hikayesini okuyoruz romana yakışır, argolarla süslü bir dille.

Metin Kaçan bu kurgusal romanında aslında bize İstanbul'un diğer yüzünü gösterir. Kolera Sokağı'nda yaşayan insanlar her ne kadar hayal ürünü olsa da bu hayatın benzerine İstanbul'un süslü semtlerinden çıkıp girdiğiniz herhangi bir mahallede rastlayabilirsiniz. 

Arka Kapak
''Metin Kaçan ' Ağır Roman' da kendi fantezisinin mitolojik ve masalsı olanaklarına başvurarak yeni bir evren yaratıyor. Bir büyük kent 'cangıl' ıdır bu evren. Bir kültür metropolülnde yaşamlarına karşılık, o kültürle iletişim kuramayan, sistemdeki çürümüşlüğün ürünü bir toplum kesimindeki insanların evrenidir bu; pezoların, kevaşelerin, yengeç heriflerin, malbuçların, zarboların dünyası... Bu dünyanın odağında ise, içinde bulunduğu koşulları şiddet aracılığıyla pretosto eden ya da uyuşturucu yoluyla düş dünyasına sığınan bir 'olum Don Kişot'u yaşamaktadır. Türk edebiyatının bugüne dek ortaya çıkardığı en etkileyici insan portrelerinden biridir Gıli Gıli Salih. Bu Türkün olduğu kadar büyüleyici dünyanın en çarpıcı özelliği ise, alışılmış kalıpları yıkan olağandışı özgünlükteki 'dil'idir. Dolapdere'nin bıçkın argosunu fantastik öğeyle bütünleştiren, yeni türetilmiş sözcükler/deyişlerle oluşturulmuş bu farklı dil aracılığıyla, 'sarkastik ironi'den 'groteks' e, oradan da 'kitsch' e uzanan provokatif bir imgeler dünyası yaratıyor Metin Kaçan metninde. İçinde kanlı canlı sözcüklerin neredeyse somutlaştığı; dilden insanlar, dilden uzamlar içeren gerçek bir sanat ürünüdür 'Ağır Roman'.''

 

18 Mayıs 2012 Cuma

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört - George Orwell



Kitapta yepyeni bir dünyayla karşı karşıyayız. Bu dünya üç devletten oluşmakta. Okyanusya, Avrasya ve Doğu Asya. Bu devletler arasında etkileşim mümkün değil. Her ülke kendi sınırları içinde yaşamakta. Kahramanımız Winston’un ülkesi ise  Okyanusya’dır ve kitap Okyanusya üzerinde ele alınıyor.

Bir korku ütopyası olan bu ülkede düşünmek bile suçtur. İnsanlar mimik hareketlerinden dahi suçlu bulunabilir. Sevgi, aşk, aile bağları gibi unsurların ortadan kaldırıldığı çocuğun babaya düşman edildiği bir ülkedir burası. İnsanların yapması gereken tek şey ülkenin sahibi olan, her şeye gücü yeten Büyük Birader’i koşulsuz şartsız sevmek ve ülkede egemen olan partiye sadakatle bağlı olmak.

Bu ülkede insanlar bulundukları durumdan hiçbir zaman şikayet etmez çünkü daha önce nasıl bir durumda olduklarını bilmemektedirler. Geçmiş her an değiştirilmekte, gerçekler çarpıtılmaktadır. Zaten düşünmenin suç olduğu bir yerde geçmişi kurcalamak kimseninin yapmaya cesaret edebileceği bir iş değildir. Düşünce polisi her zaman insanların ensesindedir. Ülkenin her yerine hatta evlerin içlerine dahi yerleştirilmiş tele-ekranlardan insanlar izlenmekte partinin gözüne batan herkes buharlaştırılmaktadır. Bu buharlaştırma öldürmek değil tamamen yok etmektir. Bu kişinin geçmişteki kayıtlardan adı silinir tarihte ona dair hiçbir iz kalmaz. Böyle bir ülkede kahramanımız Winston bazı şeylerin ayırdındadır. Ve bu düzenin değişebileceğine inanmaktadır. 
 
George Orwell'in yıllar önce distopya olarak yarattığı ülke bugünün Türkiye'siyle birebir örtüşmektedir. Bugün bizde  düşünmenin suç sayıldığı, özel hayatın yok edildiği, boynuna doladığın bir bez parçasının suç unsuru olmaya yettiği bir ülkede yaşıyoruz.  Çoktan dibe vurmuşuz da henüz haberimiz yok.

Önemli bir noktayı da belirtmek isterim ki Celal Üster yazdığı önsözde kitabın eski çevirilerine dair bir hatayı düzeltirken kitabın sonunu da söylemektedir. Bu yüzden okuyacakların önsözü en sona bırakmasını tavsiye ederim. 

Arka Kapak 
Yirminci yüzyılın en önemli yazarlarından biri olan George Orwell, 47 yıllık yaşamına iki başyapıt sığdırmıştır; Hayvan Çiftliği ve Bin Dokuz Yüz Seksen Dört. 1945 yılında yayımlanan Hayvan Çiftliği’nde, bir grup hayvanın kendilerini sömüren insanların yönetimini devirip eşitlikçi bir toplum kurmaya çalışmasının öyküsü anlatılır. Bir siyasal yergi başyapıtı sayılan Hayvan Çiftliği’ni 1949’da Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı roman izledi. Orwell’in bu son kitabı, her şeyin tümüyle devletin denetiminde olduğu belleksiz ve muhalefetsiz bir toplum tehlikesine karşı yürekten bir uyarı niteliğindeydi. Dünyanın sürekli birbiriyle savaşan üç totaliter polis devletinin egemenliği altında olduğu düşsel bir gelecekte geçen roman, hem o dönemde hem de sonraki yıllarda çok sayıda okuru derinden etkileyecek, güncelliğini hiç yitirmeyecekti.

 

26 Nisan 2012 Perşembe

Çavdar Tarlasında Çocuklar - J. D. Salinger


Salinger,  16 yaşında bir çocuğun çevresindeki düzene uyamamaktan, insanların yapmacıklığından duyduğu bıkkınlığı kahramanın birkaç gününe sığdırarak, onun ağzından anlatıyor. Kitapta pek fazla olay yok daha çok kahramanımız Holden Caulfield’in düşüncelerini  okuyoruz.

Kitabın beni en çok etkileyen yanı konuşma dilinde yazılmış olması. Lanet bir yer, felaket  bişiy, buna taptım gibi cümleler insanın diline takılmıyor değil. Herkesin kitabın muhteşemliği konusunda hemfikir olacağını düşünmüyorum. Bir ergenin anıları işte diyerek kenara atanlar da vardır muhtemelen. Dikkatli okunursa eğer, kitabın Holden'in hayatını değil de aslında hepimizin hayatını anlattığı görülecektir. Takdir okuyanın.

Arka Kapak
NewYork'lu bir burjuva ailesinin oğlu Holden Caulfield'in "büyümeye dair" keyifli ve hüzünlü öyküsü. Salinger'in en iyi eserlerinden biri. Türkçeye daha önce Gönülçelen adıyla çevrilen roman, bu kez İngilizce aslından Coşkun Yerli tarafından çevrildi.


 

7 Nisan 2012 Cumartesi

Kediler Güzel Uyanır - Yekta Kopan


Okuduğum ilk Yekta Kopan kitabı. İtiraf etmek gerekirse kitabı almamda Yekta Kopan’ın ödüllü bir yazar olmasından çok kitabın adı etkili oldu.  Kitabı ilk elime aldığımda çok şaşırdım. Hikayeler o kadar kısa ki sanki boşluk bırakmadan yazılmış şiirler gibi. Ama okudukça sevdim. Yazar adeta kelimelerle oyun oynayarak anlık zamanları anlatıyor.

Kırk bir hikayeden oluşuyor kitap. "Tensikat" isimli hikayede geçmişime döndüm diyebilirim. Ben de hep uygulardım bu işin olması için şu testten geçmeliyim kuralını. "Matruşka" isimli hikayeyi dört sayfaya yaymış. Dikkatli okursanuz ismiyle arasındaki bağı anlarsınız. Bir de "Geomerti" isimli bir hikaye var ki bunun da sırrını söylemeyeceğim. Zaten okurken fark ediyorsunuz.

Bazı hikayeleri okurken okuduğum yazının bir hikaye değil de şiir olduğunu düşündüm. Fazla hikaye kitabı okuyan biri değilimdir hele böyle kısa hikayelerden oluşan bir kitabı hiç okumamıştım. Benim için çok ilginç bir kitaptı. Eh ne diyelim Yekta Kopan okumaya devam.

Arka Kapak
“Beklenmedik bir anda, bir kitapla yaşadığın şaşırtıcı buluşma. Kütüphanede, rafta, çalışma masasında öylece durmakta, seni beklediğini bilmeden; zaten sen de farkında değilsin yaşanacakların. Karşılaşıyorsunuz. O senden daha cesur, sınırları yok. Sonrası kendiliğinden geliyor. Mutlusunuz. Hepsi bu.”
Öyküler. Kısa öyküler. Çok kısa öyküler.
Yekta Kopan, edebiyatın en değerli parçası kısa öyküyü titizlikle işliyor. İnsanı derinden kavrayan yalın anlatımıyla hayatın tüm karmaşasını içinde taşıyan çekirdek zamanların resmini yapıyor. Cümleler, sözcükler hatta harfler, bu kitapta birer notaya dönüşüyor ve hayatın gizli ahengini sezdiriyor. Kediler Güzel Uyanır usta işi bir kitap. 


6 Nisan 2012 Cuma

Küçük Bir Alışveriş


Bir süredir çok yoğunum bü yüzden kitap okuyamadım ve şimdi bunun acısını güzel bir alışverişle çıkardım. Alışveriş yapılınca mutlu olunduğu kesinlikle doğru ama bu sadece kitap alışverişinde geçerli oluyor benim için.
 
     1-      Yüzyıllık Yalnızlık / Gabriel Garcia Marquez
     2-      Yaşamın Ucuna Yolculuk / Tezer Özlü
     3-      Atlantik Ötesi  / Witold Gombrowicz
     4-      Kediler Güzel Uyanır / Yekta Kopan
     5-      Cebelavi Sokağı’nın Çocukları / Necib Mahfuz
     6-      Körlük  / Jose Saramago
     7-      Har / Murat Uyurkulak
     8-      Çavdar Tarlasında Çocuklar / J. D. Salinger