3 Ocak 2012 Salı

Fareler ve İnsanlar - John Steinbeck

John Steinbeck’in okuduğum ilk kitabı. Henüz başka bir kitabına sahip değilim ancak en kısa sürede kütüphanemde yerini alacak birkaç  kitabı daha var aklımda. Aslında belli bir yaşın üstündeki çoğu kişi eminim bu kitabı okumuştur. Yine de yazmadan duramayacağım çünkü okumayan varsa kesinlikle okumalı diye düşünüyorum.

John Steinbeck kitaplarında hep alt tabakanın, işçi sınıfının dertlerini anlatıyor. Bu kitapta da işçi sınıfının George ve Lennie üzerinden anlatısına tanık oluyoruz. Bugün de devam eden sömürü düzeninde, güçlülerin ayakları altında ezilen işçi sınıfını başka bir yazar bu kadar duru bir şekilde özetleyebilir mi bilmiyorum.

Lennie ve George birbirini çok seven iki dosttur. George zeka özürlü olan Lennie’yi kardeşi gibi sahiplenmiştir. Bu ikilinin bir hayali vardır. Bir çiftlik alıp burada kimseye boyun eğmeden yaşayacaklardır. Bu yüzden çiftliklerde işçi olarak çalışıp para biriktirirler. Fakat Lennie’nin bir takıntısı vardır ve bu takıntı her yerde başlarına bela açmaktadır. En sonunda işe başladıkları çiftlikte istemeden öyle bir olaya sebep olur ki, George’un  onu kurtarması artık imkansızdır. Dostu için yapabileceği bir şey kalmayan George’un öyle bir şey yaptığına tanık oluruz ki bu sahneyi okuyupta hayretler içine düşmeyen yoktur sanırım. Büyük ihtimalle hepimizin asla yapmam, yapamam diyeceği bu durum için George’a kızamayız çünkü bunu hiçbir çıkış yolu kalmayan  Lennie’nin  iyiliği için yapmıştır.

 Arka kapak
Birlikte dolaşan iki gezgin toprak işçisinin bağlılığı ve dostluğu üzerine bir roman. Bu romanda Steinbeck, insan ruhunu derinlemesine ortaya koyan keskin gözlemlerini, kendine özgü yalın ve alçakgönüllü üslubuyla aktarıyor.



31 Aralık 2011 Cumartesi

Albaya Mektup Yok - Gabriel Garcia Marquez


Yeni bir blog sahibesi olarak söze kendime bir hoş geldin diyerek başlıyorum. İlk yazımda Bu eseri seçmemin sebebi, konusunun benim için büyük bir önem arz etmesi. Bana göre ümit etmek hayatı sevebilmenin temel unsuru. Bizi ayakta tutan şey ümitlerimizdir. Beklentilerimizin gerçekleşeceğine dair duyduğumuz inançtır. Oldukça beğendiğim ve okurken eğlendiğim bu kısa öykü de hiç gerçekleşmeyecek bir bekleyişi konu alıyor. Her ne kadar kitabın konusunun yalnızlık olduğu belirtilse de benim için daha çok ümit etmenin insan hayatındaki yerini vurgulayan eşsiz bir eser.

Kahramanımız emekli bir albay. Yıllardır gelmeyen emekli maaşını umudunu hiç kaybetmeden bekliyor. Eşiyle birlikte fakir bir hayat süren albay  içine düştüğü sefalete aldırmadan bekleyişini sürdürüyor. Zaten ölen oğlundan kalan horoz da yapılacak olan horoz dövüşünde onların zengin olmasını sağlayacaktır. Bu uğurda yemeğinin yarısını da horozla bölüşmekten geri kalmaz.  Karısından hiçbir destek görmediği halde gururundan asla taviz vermeden bir sorunu yokmuş gibi davranan albayı ayakta tutan şey ise sadece ümit.. Hakkı olan emekli maaşı bu cuma gelmezse haftaya cuma kesinlikle gelecektir. Horozlarının da dövüşü kazanacağı kesindir onun için.  
  
Bu eğlenceli öyküyü okurken gülmekten kendinizi alıkoyamıyorsunuz. Okursanız kesinlikle zaman kaybı olmadığını göreceksiniz. Zaten çok kısa, okumanız iki saatinizi bile almayacaktır.

Arka Kapak
 Bugün Latin Amerika'nın ve dünyanın en büyük yazarlarından biri sayılan Gabriel Garcia Marquez'in `büyülü gerçekçilik' diye nitelenen yapıtlarından bir örnek daha sunuyoruz: Albaya Mektup Yazan Kimse Yok adlı bu uzun öyküdeki emekli albay, bir türlü gelmeyen emekli aylığını her cuma günü karısı ve horozuyla birlikte bekler. Bu öykünün de ana teması, her zaman olduğu gibi, yalnızlık'tır. "Yazmaya bir imgeyle başlarım her zaman," diyor Garcia Mrquez. "İmge, gerçeğe ulaşmanın aracıdır ve yaratmanın kaynağı, son çözümlemede, gerçekliktir her zaman." `İmge' Garcia Mrquez'in nasıl hareket noktasıysa, `yalnızlık'da yarattığı gerçekliktir her zaman. Daha önce başka kısa öyküleriyle birlikte sunduğumuz bu uzun öyküyü, bütün dünya dillerinde olduğu gibi bağımsız bir kitap olarak basmayı uygun gördük.