
Gel gelelim kitaba. Kitap, Bu yılki favori kitaplarımdan olacağa benziyor. On sekiz yaşında iken, daha kendi hayatlarına sahip olamadan başkaları için ölen çocukların savaş ortasındaki yaşamlarını okuyoruz baş kahraman Paul Baumer’den. Ama anlatılan onların kahramanlıkları, vatan aşkları değil. Daha kendilerine ait bir hayatları yokken, annelerinin kolları arasında olmaları gereken bir dönemde onlara yükledikleri görev çok ağır. Öldüreceksiniz.. Oysa öldürdükleri insanlar da tıpkı kendileri gibi henüz gencecik çocuklar, ardında ailesini bırakmış masum köylülerdi. Bu savaş onların savaşı değildi ama ölmek zorunda olanlar onlardı.
Kitabı okurken kalemi elimden bırakamadım. Altını çizdiğim öyle çok cümle var ki. Şu paragrafta onlardan bir tanesi.
“Genç değiliz biz artık. Dağları devirmek, dünyayı fethetmek isteğimiz kalmadı. Tam tersine, kaçıyoruz. Kendi kendimizden, yaşadığımız hayattan kaçıyoruz. On sekiz yaşındaydık. Tam yaşamayı ve dünyayı sevmeye başlamıştık. Bizi bu dünyayı mahvetmekle görevlendirdiler. İlk bomba bizim yüreğimizin içinde patladı. Çalışma, çaba, ilerleme dünyasıyla ilişkimiz kesildi. Böyle şeylere inanmaz olduk.Biz yalnızca savaşa inanıyoruz artık!”
Kitapta hiçbir abartı yok. Dramatikleştireyim diye ölüm sahnelerini uzatmamış, gereksiz ayrıntılara yer vermemiş. En net şekliyle savaşın ne olduğunu göstermiş.
Arka Kapak
Erich Maria Remarque, eserlerinde, şu veya bu politikacının, savaş kışkırtıcılarının, çıkar gruplarının, silah satıcılarının daha bol para kazanması için insanların kıyasıya öldürülmesine karşı çıkar. Savaşları, savaş kışkırtıcılarını, insanlardan yana edebiyatçının yürekli kalemiyle yerer, içyüzlerini apaçık ve bıkmadan anlatır. Sİ